Bilim adamları tarafından ortaya koyulan ihtimal hesaplarının şaşırtıcı ve akıl almaz sonuçlarını, çok ilgi çekici ve keyifli tespitler eşliğinde sizlerle paylaşacağız ve emin olun, matematiksel detaylar içinde sıkılmayacaksınız. Hücreyi oluşturan yüzlerce çeşit karmaşık protein molekülünden bir tanesinin oluşma ihtimaline bakalım. Proteinler,  “aminoasit” adı verilen daha küçük moleküllerin belli sayılarda ve çeşitlerde özel bir
sırayla dizilmelerinden oluşan dev moleküllerdir.

Bu moleküller, canlı hücrelerinin yapıtaşlarını oluştururlar. En basitleri yaklaşık 50 amino asitten oluşan proteinlerin, binlerce amino asitten oluşan çeşitleri de vardır. Bileşiminde 288 amino asit bulunan ve 12 farklı amino asit türünden oluşan ortalama büyüklükteki bir protein molekülünün içerdiği amino asitler 10^300 farklı biçimde dizilebilir. (Bu, 1 rakamının sağına 300 tane sıfır gelmesiyle oluşan astronomik bir sayıdır.) Ancak bu dizilimlerden yalnızca bir tanesi söz konusu proteini oluşturur. Geriye kalan tüm dizilimler hiçbir işe yaramayan,
hatta kimi zaman canlılar için zararlı bile olabilecek anlamsız amino asit zincirleridir.

Bir tane protein molekülünün tesadüfen meydana gelme ihtimali
10^300’de bir tek ihtimaldir. Bu ihtimalin pratikte gerçekleşmesi ise imkânsız
kabul edilebilir. (Matematikte 10^50’de 1’den küçük ihtimaller “sıfır ihtimal”
kabul edilirler.)Kâinatın 15 milyar yıl kabul edilen ömründe geçen saniye sayısı
10^18’dir. Tüm kâinattaki proton, nötron, elektron ve fotonların sayısı 10^90’dan
küçüktür.

Öyleyse her saniyede bu 10^90 parçacık bir deneme bile yapsa şimdiye
kadar yapabilecekleri deneme sayısı 10^18 x 10^90 = 10^108 olur. En hızlı tepkime
sayısı saniyede 500 milyardır. Biz bunu 1 trilyon olarak ele alalım. Yani 10^12.
Her parçacık saniyede 1 trilyon deneme yapsa yapılabilecek en fazla deneme
sayısı şimdiye kadar 10^108×10^12 = 10^120 deneme (Bu bütün parçacıkların şimdiye
kadar yapabileceği deneme sayısıdır).

Tüm kâinattaki maddeler, kâinatın bütün ömrünü kullanarak sadece 10^120 deneme yapabilirler. Hâlbuki orta büyüklükte bir proteinin doğru olarak oluşturulma ihtimali için gereken deneme sayısı 10^300’dür. Bu ise tüm denemenin neredeyse 10^180 katına eşittir.
10^120, muazzam bir sayı olmasına rağmen yine de 10^300’den inanılmaz
derecede küçük bir sayıdır. Bu ne anlam ifade ediyor biliyor musunuz? Hiç
matematik bilmenize gerek yok.

Bu demektir ki, bütün kâinat işini bırakıp bir
protein üretmeye kalksa, yine de doğru neticeye isabet etmek için yeterli
sayıda zaman ve madde parçacığı yoktur! Hâlbuki insan vücudundaki hücreler,
200.000 çeşit protein üretmektedirler. Hem de bu üretim, 7 milyar insanın her
birinde bulunan 100 trilyon hücrede sürekli devam etmektedir.

Aklınız alıyor mu bunu? Aklınızı zorlayacağımızı söylemiştik ama inanın bu daha hiçbir şey.
Bu akıl almaz sonuç; bir DNA, hücre veya bir canlının tamamı için gerekli
sürenin hesaplanamayacak kadar büyük olduğunu gösteriyor. Darwin
zamanında canlı hücre, içi su dolu bir torbadan ibaret, basit bir yapı
zannediliyordu. Bilim adamları, hücrenin kompleks yapısından ve DNA’nın
varlığından haberdar değillerdi.

Yaşamın devamını mümkün kılan ve her biri
mükemmel birer tasarımın eseri olan moleküler mekanizmalar tanınmıyordu.
Hâlbuki bilimin geldiği son noktada, bu kadar karmaşık yapıların hâlâ tesadüfle
çalışan şuursuz evrim mekanizmalarıyla yapıldığı iddia edilebiliyor. Hayalî bir
kurgu, bilimsel bir gerçek olarak takdim edilebiliyor.
Bu hesaplama sonuçlarıyla ilgili ilginç bir nokta da, hiçbir Evrim Teorisi
taraftarı bilim adamının bu sonuçları inkâr etmeye cesaret edememesi ve
etmemesi ama hâlâ tesadüfte ısrar etmesi ve yaratıcıyı konu dışı bırakması.

Hesaplama sonuçları ve rakamlar çok önemli değil. Sonuçlar birbirinden
farklılık arz edebilir. Birçok bilim adamı böyle hesaplamalar yapıyor. Burada
görmemiz gereken şey şu: Bu iş tesadüfen ve kendiliğinden olacak gibi değil!
Bunu görmemiz gerekiyor. Şu anda söyleyeceğimiz cümleyi rahatlıkla ifade
edebileceğimizi ve bunun bilimsel gerçekliğe aykırı bir cümle olmayacağını
düşünüyoruz. Aynı cümleyi en tepe noktadaki ateist bilim adamları da
söylüyorlar. Hem de aynı ifadelerle. O cümle şudur: “Görülüyor ki, bizler
gerçekten de mucizeler diyarında yaşıyoruz.’’